Diğer Sayfalar
» Tarihçe
» Tanıtım Videosu
» Ziyaretçi Defteri
» Tarihçe

  "LEZZETİ SUNMAK SANAT İSE O BİZİM İŞİMİZDİR" DİYE BAŞLADIK…
Her şeyin bir başlangıcı, gelişmesi ve sonu olduğu gibi ticaretinde bu devreleri geçirmesi olgunlaşması ile meşru halini kazanır. Bir evliliği düşünün, iki insan evlenmeye karar verir, bu işin başlangıcında bazı örflere göre ailelerin de katkısıyla evlilik olayı gerçekleşir, doğan çocuklar komşular ve dostların gözü önünde büyürler. Okul çağına geldiklerinde okuldaki çocuklarla arkadaşlık edinirler, yani toplumun gözü önünde büyürler tanınırlar meşruluğunu kazanmış olurlar.
Başka bir evliliği düşünün, gizli evlenirler, gizli evlendikleri için doğan çocuklarını insanlardan saklarlar, çocuklar büyüdükçe bu ailenin işi o oranda zorlaşır. Büyüyen çocuklar dışarı çıkma ihtiyacı hissederler. Yeme, içme, okuma, arkadaş edinme duygusu gelişir ve insanların içine çıkmaya başlarlar.
Bu süreçten sonra halk arasında şüpheler, zanlar, dedikodular alıp başını gider. Başlangıcında habersiz olan halk haklı olarak bu ailenin meşruluğunu tartışmaya başlar. Bu aile her ne kadar kendi meşruluğunu ispat etmeye çalışsa da halktan gizli başlayan bu hayat hikâyesi şaibeler yumağı olarak halkın tarihinde şüphelerle hep devam edecektir.
Ticarette yukarıda verdiğimiz misal gibidir. Meşru yollardan kazanılan her şey halkın gözü önünde başlar, gelişir meşruluğunu kazanır. Halkın yararına sunulmamış maddi ve manevi infaklar yapılmamış hep gizli kalmış ve aniden bir holding olarak halkın önüne çıkınca haklı olarak insanların gönlünde birçok şaibelerle dolu haksız kazanç olarak kalacaktır. Ticaret bir ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmesiyle orantılı olarak gelişir veya duraklar. Bu gelişmeler meşru olarak kazanılan ticaret içindir. Helal rızk dediğimiz şey budur. Yani siz ticarete başladığınız zaman, ben ailemin nafakasını temin etmek için çalışmaya başlamışsam meşru süreçler gereklidir. Ama siz mutlaka ben zengin olacağım diyorsanız, o zaman gayri meşru yollara yani haram mala tenezzül etme ihtiyacını duyarsınız, yani senin hakkın olmayan başkalarının hakkına tecavüz etme illetine bulaşırsınız. İnsanlık tarihinde ilk insan olan Aden (as) iki oğlu Habil ile Kabil'in değişik mesleklere sahip oldukları biliniyor. Her ikisinin de hakları o günün şartlarına göre taksim edilmiştir. Ancak Kabil'in kendi hakkı olmayan Habil'in hakkına tecavüz ederek onu öldürür. İnsanlık tarihinin ilk cinayeti dünya ihtirası uğruna işlenmiş oldu. Bundan sonra kazanılan haksız kazanç ve onun uğruna işlenen cinayetler Kabil'in zihniyetleri olarak tarihte yerini almış oldu. Haksızlık üzerine bina edilen her şey, sonuca ulaşmasının mümkün olmadığını bugün Türkiye'deki bankalar operasyonu, suiistimaller, rüşvetler kazanılanların mutluluk verilmediğini tatbiki olarak yaşadık. Bunun çözümü vardır, her insanın rızkına rıza göstermesi şartı vardır. Yani hakkın olma-yan hiçbir şeye tenezzül etme, ama hakkın olan hiçbir şeyden vazgeçme, böyle yapmazsan hakkına haksızlık etmiş olursun. Zorluk ve meşakkatlerle kazanılan her şey güzeldir, tatlı ve huzurludur. Yani alın teri dediğimiz şey budur.

Hz. Muhammed  (s.a.v.) buyuruyor:  " Allah'ım helalinden vererek beni haramına muhtaç etme ve ihsanınla beni başkalarına müstağni kıl."

Hz. Ali şöyle buyuruyor:  " mal sarhoşluğu içki sarhoşluğundan daha şiddetlidir." Sözü çok manidardır. Anlaşılmıştır ki bazı beşeri tedbirlerle bu ahlakın ıslah olmadığını müşahede etmiş bulunuyoruz. Bunun manevi boyutu dediğimiz insanın iç âlemiyle alakalıdır.

TEŞEKKÜRLER EY İNSANLIK

TARİHCESİ:
Diyarbakır'daki Ermenilerin mahalli tatlısı olarak bilinir. Agop isminde bir Ermeni Diyarbakır Tahta Kale semtinde bir kadayıf dükkanı açar. İlk şatışına orada başlar. Kendi emeği ile bir süre devam eder. Ancak kadayıf satışı artınca işçi çalıştırma ihtiyacı doğar.O dönemlerde Bingöllüler'in kış aylarında Diyarbakır'a giderek. Muhtelif işlerde çalışırlardı. İlk olarak Agop'un yanında çalşan işçiler eski ismi ile
LOTAN köyün den Keleş Altunteri, Ahmedi Altunhan, Rıza Anşin ve genel olarak Lotan köylüleri bu sanatı öğrenince kendileri satışını yapmak isterler.
Ve Lotan'lılar küçük imlathanelerde işe koyulurlar. H.Muhammed Oktay, H.Levent Altunhan Diyarbakır merkez de ilk dükkanlarını açarlar.
Meşur Diyarbakırın burmalı kadayıfı Cumhuriyet'ten sonra icat edilir. Ve günüze kadar Türkiye'nin bütün ilerin de satışı yapılmaktadır. Diyarbakır Kadayıfının imal ve satışını yapanların %99'u Bingöl'lü olup %80'i de
Bingöl'lün Lotan Köyü ve civarından olmaktadırlar.

    1975 yılında Malatya GÜNÇALAR pasajında küçük bir imalathanede işe başladı, ilk yıllarda şehir merkezinde bulunan lokantalar ve şehirlerarası yol güzergahında bulunan tesislerde satış yapabiliyorduk. İlk şubemizi Malatya Dörtyol semtinde açtık, burada kaliteli ve bol çeşit kadayıf üretmemiz gerektiği kanısına vardık.

Fıstıklı, cevizli, kaymaklı, sütlü çeşitleriyle işe başladık. Zaman zaman müşterye beğendirmede zorlanıyorduk çünkü; Kadayıf denilince düz ve tel kadayıf akla geliyordu, biz bu işe kararlıydık kaliteye önem verilecek kaliteli kadayıf üretmek bizim şiarımız olacaktı, ve biz bunu başardık.

 

Copyright © 2010 - Tüm hakları saklıdır. Gizlilik Politikası ana sayfa | hakkımızda | tatlılar | şubelerimiz | foto galeri | defter | tanıtım videosu | mangal vadisi | iletisim Designed by MS Ajans
www.mangalvadisi.com.tr